|
SEMPOZYUM DANIŞMA TOPLANTISI YAPILDI
Trakya Üniversitesi 2005 yılından bu yana her yıl uluslararası nitelikte
Kırkpınar Sempozyumu düzenliyor.
Bizce Tarihi Kırkpınar’a çok önemli bir hizmettir bu. Bu sempozyum
dolayısıyla yerli ve yabancı bilim adamları Kırkpınar’la ilgili çok
değerli tespitlerde bulunuyorlar.
Bugüne kadar yapılan bu tespitlerin 2 ayrı kitapta toplanmış olması ise,
ayrı bir güzelliktir ve çok değerli bir yazınsal kazanımdır.
Uluslararası IV. Kırkpınar Sempozyumu bu yıl 02-03-04 Temmuz
tarihlerinde Devecihan Kültür salonunda yapılacak.
Bu sempozyumun ön hazırlık çalışmalarından olarak dün bir toplantı
yapıldı.
Üniversitenin Meriç Sosyal Tesislerinde Yard. Doç. Dr. İlhan Toksöz
başkanlığında yapılan toplantıya Rektör Yard. Timur Kırgız, Kırkpınar
Eski Ağaları Alper Yazoğlu, Murat Köse, Mehmet İriş, Bel. Eski başk.
İbrahim Ay ve düzenleme kurulu üyeleri, Mustafa Hatipler, Osman
Hatipler, Murat Savaş, Nevzat Taşkın, Mustafa Kolcu, İl Spor Müdürü Emin
Küçük, İl Kültür Müd. İrfan Özcan ve İl Vakıflar Bölge Müd. Hüseyin Özer
katılarak sempozyuma ilişkin görüş ve önerilerde bulundular.
Görüş ve düşüncelerin ifadelerinden anlaşıldı ki; Tarihi Kırkpınar’ın
daha çözülecek onlarca sorunu vardır.
Bu sorunların içinde en çok; Edirnelilerin Kırkpınar’a ilgisizliği ve
pehlivan yetiştirmedeki eksikliği konuşuldu.
Bizim de görüşümüz aynı doğrultudadır.
Edirne ve Edirneli eğer gerçekten Tarihi Kırkpınar’a sahip çıkmak vede
ondan nemalanmak istiyorsa, Kırkpınar’ı sahiplenmek ve pehlivan
yetiştirmek zorundadır.
Pehlivan kendi kendine yetişsin gelsin, davulcu-zurnacı kendi kendine
yetişsin gelsin, demekle bu iş yürümeyecektir.
Kırkpınar’ın öz yurdu Edirne, pehlivan yetiştirmek zorundadır.
Kırkpınar’ın öz yurdu Edirne, davulcu-zurnacı yetiştirmek zorundadır.
Ve Edirne bu iş için bir plan program dahilinde yatırım yapmak
zorundadır.
Edirne’de hem pehlivan ve hemde davulcu-zurnacı yetiştirmek için
yeterinden fazla insan kaynağı vardır.
Ancak bu kaynağı doğru yönlendirecek bilgi ve paraya ihtiyaç vardır.
Ben bu konuda Valimiz Sayın Mustafa Büyük’e büyük görev düştüğü
kanısındayım.
Kamu kurumları ile özel teşebbüs kuruluşlarına bir şekilde pehlivan
istihdamını sağlayabilir.
Davulcu-zurnacı meselesinde ise Kültür Bakanlığının olanaklarını
kullandırabilir.
Davul-zurna bir şekilde koruma altına alınmazsa, çok değil birkaç sene
sonra Er Meydanında güreşin otantik ezgilerini çalacak müzisyen
bulunamayacaktır.
Sözün özü; Edirneliler Kırkpınar’a ilgi duymalı ve bu kültürün
yaşamasına yardımcı olmalıdırlar.
BEYAZIT SANSI
Edirne Haber Gazetesi- 25.06.2008
KIRKPINAR EFSANESİ
Yrd. Doç. Dr. Toksöz: “Kırkpınar Yağlı Güreşleri, 647 yıllık tarihiyle,
Türkiye’nin ve dünyanın en uzun süredir devam ettirilen spor
organizasyonlarından biri”
Trakya Üniversitesi Kırkpınar Beden Eğitimi ve Spor
Yüksekokulu (BESYO) Müdürü Yrd. Doç. Dr. İlhan Toksöz, Tarihi Kırkpınar
Yağlı Güreşleri’nin 647 yıllık geçmişiyle Türkiye’nin ve dünyanın en
uzun süre devam eden spor organizasyonlarından biri olduğunu söyledi.
Toksöz, Kırkpınar güreşlerinin doğuşuyla ilgili çeşitli
efsanelerin olduğunu belirtti. Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin doğuşuyla
ilgili 3 yıldır yapılan Tarihi Kırkpınar Sempozyumu’nda kayıtlara geçen
doğuş efsanesinin Osmanlı Devleti’nin Rumeli’ye geçişteki Süleyman
Paşa’nın askerlerinden ikisinin yenişememesi üzerine günlerce süren
mücadele olduğunu anlatan Toksöz, şunları kaydetti:
“Edirne’nin 1361 yılındaki fethinden önce Süleyman Paşa
komutasında Rumeli’ye geçen ve mola verdikleri yerlerde zamanlarını
aralarında çeşitli sporlar yaparak değerlendiren Osmanlı akıncıları,
yine bir mola anında güreşe başladılar. Güreşe başlayan 40 akıncıdan
ikisi gece yarısına dek sürdürdükleri güreşi sonuçlandıramazlar ve ikisi
de güreştikleri yerde vefat ederler. Bir incir ağacının altına
defnettikleri iki akıncının mezarını Edirne’nin fethinden sonra ziyarete
gelen arkadaşları, burada bir kaynak görürler ve ‘Kırktı bunlar. Bu
yakaya ilk ayak basanlardır bunlar’ diyerek o yere ‘Kırkpınar’ adını
verirler. Efsanenin geçtiği yer var sayılan Kırkpınar Çayırı, Balkan
Savaşı ve 1. Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan sınırları içinde kaldı.
Yunanistan’ın Samona köyü civarındaki Kırkpınar Çayırı yerine güreşler
önce Edirne’de Viran Tekke yöresinde, Cumhuriyet’in ilanından sonra da
Sarayiçi mevkisinde yapılmaya başlandı.”
“Kel Aliço”, “Adalı Halil”, “Koca Yusuf”, “Kurtdereli
Mehmet” gibi efsane güreşçilerin doğduğu ve gelenek haline gelen
“Kırkpınar Yağlı Güreşleri”nin kendine özgü adetleriyle yurdun ve
dünyanın değişik köşelerinden gelen güreşseverlerin ilgisini çektiğini
ifade eden Toksöz, Edirne’de tarihi Sarayiçi mevkisindeki er meydanında
gerçekleştirilen güreşlerde minik 1-2-3, teşvik 1-2-3, tozkoparan,
deste, küçük orta, büyük orta, başaltı ve baş kategorilerinde her yaştan
güreşçilerin bu şenliği yaşadığını söyledi.
KIRKPINAR’IN VAZGEÇİLMEZLERİ
Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin vazgeçilmesi imkansız
ögeleri arasında kıspet, zembil, yağlanma, davul-zurna, peşrev, cazgır,
hakem, başpehlivan, ağa, altın kemer ve kırmızı dipli mumun bulunduğunu
kaydeden Toksöz, Kırkpınar’ın vazgeçilmez ögelerini şöyle tanımladı:
Kıspet: Pehlivan için çok önemli bir unsur olan deriden
yapılan kıspetin beli düz ve kıvrımlıdır. Kıspetin paçaları iple
bağlanır ve rakibin eli girmesin diye iyice sıkılır. Kıspet güreşten
önce iyice yağlanır.
Zembil: Pehlivanların kıspetlerini taşıdığı sazdan yapılma
bir torbadır. Zembil pehlivanın kıspetine bulaşan yağı dışarı sızdırmaz.
Usta pehlivanlar gelecekte başarılı olacaklarına inandıkları çıraklarına
zembillerini taşıtırlar. Ayrıca güreşi bırakan pehlivan zembilini duvara
asar.
Yağlanma: Güreş esnasında vücudun kavranması güç olsun diye
zeytinyağıyla yapılır. Pehlivanlar vücutlarını iyice ve birbirlerine
yardım ederek yağlarlar.
Davul-zurna: Güreşin en önemli ögelerinden olan davul-zurna
çalacakların güreşi iyi bilmeleri ve güreşin gidişatına göre müziğin
ritmini ayarlamaları gerekir.
Peşrev: Güreşin başlangıcı ve güreşe hazırlık aşaması olan
peşrev, güreşe ısınma hareketidir. Çayıra çıkan pehlivanlar ahenkli bir
şekilde el ve kollarını sallayarak peşreve başlarlar. Üç defa ileri, üç
defa geri gittikten sonra sol dizle yere çöken pehlivan, sağ elini yere,
dizine, dudağına ve alnına üç defa değdirir.
Cazgır: Güreşecek pehlivanların adlarını, lakaplarını,
oyunlarını seyirciye anlatan cazgırlar, dualarla pehlivanları güreş
meydanına sürer.
Başpehlivan: Kırkpınar’ın en büyük ödülünü alarak, Türkiye
şampiyonu olan güreşçidir. Bu unvanı elde eden pehlivan 1 yıl için
Türkiye başpehlivanı olur ve altın kemeri bu sürede taşır. Üç yıl üst
üste başpehlivan olan pehlivan ise altın kemerin sahibi olur.
Ağa: Kırkpınar güreşlerinin en temel ögelerinden
birisidir. Ağalık müessesesi önceleri pehlivanları güreşe çağıran,
yarışmaları düzenleyen, konukları ağırlayan, yemek ve yatacak yer temin
eden, örf ve adetlere uygun olarak güreşlerin yapılmasını uygulayan
kişiydi. Günümüzde bunların büyük bölümünü Edirne Belediyesi
karşılamaktadır.
Ağalık koçu: Her yıl yapılan güreşler sırasında temsili
olarak ortaya konulan koçu açık artırmada alan kişi ağa olur.
Altın kemer: Kırkpınar başpehlivanına verilen en büyük
ödüldür.
Kırmızı dipli mum: Kırkpınar’ın davet simgesi kırmızı
dipli mumdur. Eskiden şehir ve köylerdeki kahvelere kırmızı dipli mumlar
asılarak, oradaki halk Kırkpınar’a davet edilirdi.
www.edirneninsesi.com,
25.06.2008

HUDUT GAZETESİ, 25 HAZİRAN 2008
BASIN YAYIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜDÜRLÜĞÜ
Haber
Arşivi |