|
.jpg)

Virüs
taşıyan keneler dehşet saçıyor
Ülkemiz ilk olarak 2002 yılında kene
ısırığı ile bulaşan, kısaca KKKA olarak bilinen “Kırım-Kongo Kanamalı
Ateşi” hastalığı ile tanıştı. Bu tarihten sonra özellikle Orta Anadolu
ve Güney Karadeniz bölgelerinde görülen hastalık son beş yıl içinde
ciddi bir artış gösterdi. 2008 yılı Haziran ayı itibariyle olgu sayısı
400’e yaklaştı, 30 ölüm var. 2008 yılında beklenen olgu sayısı 800
civarında. Bu tablo karşısında insanlarda ortaya çıkan kene kaygısının
kısmen bilgisizlikten kaynaklandığı görülüyor. Kamuoyundaki bilgi
yoksunluğunu gidermek için Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi,
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji bölümünden Doç. Dr.
Önder Ergönül’ün görüşlerini aldık.
Reyhan Oksay
Acaba küresel ısınmanın etkisinden dolayı
kene sayısı arttı mı? Acaba kaçak veya kaçak olmayan hayvan ticareti
nedeniyle keneler mi geldi? Yoksa göçmen kuşlar mı getirdi bir yerlerden
bu keneyi? Yoksa bir bio-terorizm ajanı olarak mı ortaya çıktı? Bizler
şimdi bu soruları yanıtlamaya çalışıyoruz.”
• Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı
hakkında bilgi verebilir misiniz?
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, adı üzerinde
kanamayla ve ateşle seyreden ve ülkemizde ilk kez 2002 yılında saptanan
bir hastalık. Etkeni “Nairovirüs” ailesinden “Bunyaviridae” türünden bir
virüs. Virüs keneler tarafından taşınıyor. Keneler, toprakta, hayvanlar
veya bitkilerin üzerinde bulunabiliyor.
• Kene dışında taşıyıcı (vektör) var mı?
Örneğin sivrisinekler de bulaştırır mı?
Kene dışında sivrisinekler, bit, pire gibi
canlılar taşıyıcı olarak tespit edilmiş değil.
• Keneler uçar mı, zıplar mı, ağaçtan
düşebilir ya da balkondan tırmanabilir mi?
Hayır. Kenelerin kanatları yoktur,
vücutları zıplamaya veya uçmaya uygun değildir. Çok hızlı yürüyerek
hareket edebilirler.
• Köpek ve kedilerde bulunan keneler KKKA
açısından riskli mi?
Özellikle köpek ve kedilerin üzerinde
bulunan keneler ülkemizde KKKA virüsünü taşıyan türü değildir. Ayrıca,
bu hayvanların üzerine tutunmuş olan keneler hiçbir zaman tutunduğu
konağı bırakıp insanların üzerine gelmezler. Ancak yine de bu
hayvanların üzerindeki keneler çıplak elle toplanmamalıdır, eldiven
giyilmelidir.
• Son zamanlarda sıkça basına yansıyor.
İstanbul’da kene sokan vatandaşlarımız doktorlara koşuyorlar. Her kene
virüsü taşıyabilir mi?
Taşıyıcı olan kene türü “hyalomma”
türleri. Ama ülkemizde başka kene türleri de var. Örneğin Batı
Anadolu’da ve İstanbul’da hakim olan “Ixodes” keneleri virüsü çoğunlukla
taşımıyor. O nedenle, pek çok kene sokması olmasına rağmen, hastalığı
Orta Anadolu ve Güney Karadeniz’de görüyoruz ama Batı Anadolu’da sık
değil. Bugüne kadar İstanbul’da yerli olgu saptanmadı. Ancak 2008
yılında Çanakkale ve Antalya illerinde yerli olgular saptandı.
• Virüs keneler tarafından insanlara
bulaştırıldıktan sonra neler oluyor?
Kene her zaman fark edilmeyebiliyor. Kene
sokması ağrı, kızarıklık, şişliğe neden olmuyor. Hasta olan kişilerin
sadece yüzde 60’ı kene sokmasının farkına varıyor, yüzde 40’ı farkında
bile olmuyor. Çünkü, özellikle kenelerin yeniyetme olanları (nemf)
küçücük bir ben gibi yer alabiliyor insanlar üzerinde. Bu yüzden, kene
teması şüphesi varsa, her gün vücudun izlenmesi dışında seçenek yok.
• Hastalık ne gibi belirtilerle başlıyor?
Virüs, kene aracılığı ile vücuda
zerkediliyor. Bunu takiben bazı insanlarda 1-7 gün süren kuluçka
döneminin ardından yaygın kas ağrıları, şart olmamakla birlikte ateş,
bitkinlik ve kırgınlık görülüyor. Hastalığın ilk aşamasında grip benzeri
bir tablo oluşuyor. Hastaların , bu bulguları saptadıklarında erken
dönemde doktora gitmelerini öneririm. Erken dönemde antiviral tek ilaç
olan “ribavirin” başlanabilirse etkili oluyor. Bu bulgulardan
birkaç gün sonra hastaların bir kısmında kanamalar başlayabiliyor. Çok
çeşitli organlardan kanamalar olabiliyor. En sık görülenler dişeti,
burun, mide-bağırsak sistemi kanamaları, daha az sıklıkla olmak üzere
vajinal kanamalar ve iç kanamalar. Kanamalar başladıktan sonra, hastalık
bazı kişilerde öldürücü seyredebiliyor.
• Her KKKA hastası ölür mü?
Kesinlikle hayır.
• Ölüm oranı nedir?
Bu hastalığın dünyadaki fatalite (ölüm)
oranı yüzde 30 civarında, Türkiye’de ise yüzde 7 civarında.
• Ölüm oranı neden Türkiye’de daha düşük?
Türkiye’deki destek tedavi hizmetleri
karşılaştırma şansımız olan 30 ülkeye göre daha iyi. KKKA görülen
karşılaştırdığımız ülkeler Afrika, Asya ve Orta Doğu ülkeleri. Afrika’da
Kongo, Senegal, Güney Afrika Cumhuriyeti, Asya’da Pakistan, İran, Irak,
Türkmenistan, Avrupa’da ise Balkan ülkeleri. Ayrıca ölüm oranlarındaki
farklılık, virüs alt türlerinin (suş) farklılığına bağlı da olabilir.
• Ülkemizde saptanan virüs alt türleri
farklı mı?
Bugüne kadar saptanan toplam 8 farklı
virüs alt türü var. Ülkemizde saptanan suşlar İran ve Irak’ta saptanan
türlerden farklılık gösteriyor, Balkan türleriyle ise aynı.
• Hastalığın tarihçesi hakkında da biraz
bilgi verebilir misiniz?
Hastalığın 12. yüzyılda İsmail el Cürcani
tarafından tarif edildiği iddia ediliyor. Tabii ki o zaman etken olarak
virüs henüz söz konusu değil. Ama kuşların etken olduğundan söz etmiş.
Gerçekten de keneler kuşlarla taşınabiliyor. Hatta ülkeden ülkeye
yayılırken bunun etken olduğu söylenebiliyor. Yakın tarihte ilk kez 1945
yılında ismi “Kırım Kanamalı Ateşi” olarak tanımlandı. “Kongo”da 1956
yılında Amerika’lı bilim adamları tarafından saptandı.
• İlk olarak Kırım’da mı görülmüş?
Evet. Nazilerin 1940’ta Kırım’ı işgal
ettiler. Kırım halkı, avlanma yasağı koydular. Tavşan avlanırmış o
bölgede. Ancak halk avlanmayınca, bölgede doğal hayata bir dönüş söz
konusu oldu. Ve 1945’te Kızıl Ordu Nazileri kovaladığında ekinlerin
biçilmesi gerekiyordu. Hasat yapılması gerekiyor ve Kızıl ordu askerleri
hasat toplanmasında yardımcı oluyorlar, ilk defa 200 Sovyet askeri
hastalanıyor. Bunlardan da 20 tanesi ölüyor. Tabii ki bu olay çok dikkat
çekiyor. Bununla ilgili olarak ekolojistlerin görüşü şu: “Doğal hayata
dönüldü, ortam rahat bırakıldı, kenelerin sayısı arttı ve ilk defa böyle
bir hastalık ortaya çıktı.” Tıbbın da gelişmiş olması nedeniyle Stalin
tarafından bölgeye 30 farklı alandan uzmanlar gönderiliyor. Bu uzmanlar
incelemeler yapıyorlar, hakikaten değerli çalışmalar yapıyorlar. 1945’te
bunun bir virüse bağlı olabileceğini belirliyorlar ve Kırım Kanamalı
Ateşi olarak bu sendromu tanımlıyorlar.Yıllar sonra 1967 yılında bu kez
eski adıyla Zaire, şimdiki adıyla Kongo’da Amerikalılar aynı hastalığı
tarif ediyorlar ve virüsü izole ediyorlar. Bunun üzerine 1970 yılında
hem Sovyet hem Amerikalı araştırmacılar ABD’de Yale Üniversitesi’nde bir
araya geliyorlar ve virüsün adına “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” adını
veriyorlar. Bu arada birçok başka ülkede görüldüğü de ortaya çıkıyor. Şu
an dünyanın 30 ülkesinde görülüyor. Çin’de, Afrika’da tabii özellikle;
Kongo, Moritanya, Burkina Faso, Tanzanya, Senegal gibi ülkeler, Orta
Doğu’da; Irak, Pakistan, İran, Birleşik Arap Emirliği, Oman Sultanlığı,
Senegal, Suudi Arabistan ve Balkanlar’da; özellikle Arnavutluk,
Yugoslavya ve Bulgaristan’da görülüyor. Haritaya bakılırsa, bizim
komşularımızın tamamında görülüyor. Yani etrafımız Kırım-Kongo ile
sarılı diyebiliriz.
• Neden 2002 yılında Türkiye’de görülüyor,
yani komşularımızdan bu kadar yıl sonra?
Bizler bu sorunun yanıtını bulmaya
çalışıyoruz. Acaba küresel ısınmanın etkisinden dolayı kene sayısı arttı
mı? Acaba kaçak veya kaçak olmayan hayvan ticareti nedeniyle keneler mi
geldi? Yoksa göçmen kuşlar mı getirdi bir yerlerden bu keneyi? Yoksa bir
bio-terorizm ajanı olarak mı ortaya çıktı? Bir komplo teorisi olarak bu
da ileri sürülebiliyor. Bizim ülkemizde yapılan güzel bir çalışmada,
ülkemizde görülen suş ile komşu ülkelerdeki suşlar karşılaştırıldı. Biz
ilk başta, İran ve Irak’tan gelen kaçak hayvanlar aracılığıyla
olabileceği düşünüyorduk. Yani bir hayvanın üzerinde kene gelir, sonra o
bizim hayvanlara sıçrar, orada çoğalır ve insanlara geçebilir diye
düşünüyorduk. Oysa böyle bir şeyin olmadığı, bizim suşumuzun İran ve
Irak’tan tamamen farklı olan Balkan ve Rus suşlarıyla aynı olduğu
gösterildi.
• Balkanlardan nasıl gelmiş olabilir?
Göçmen kuşlar olabilir ama bunu bilimsel
olarak tasarlamak, ispatlamak gerçekten çok zor. Gerçi, kuş gribi
olgularından sonra, kuşların hastalık taşıyabileceği düşüncesi kabul
edilebilir olmaya başladı ya da hatırlandı.
• Başka bir nedeni olabilir mi?
Seyahatlerle insanların taşımış olması zor
bir olasılık. Dünyada 8 farklı suş var. Bunlar içerisinden Türkiye suşu
Balkan suşlarıyla yakınlık gösteriyor. Bunu söyleyebiliyoruz. Bu arada
hayvanlar hasta olmuyor, bu önemli. Birçok hayvanda virüs saptanabilir;
deve, deve kuşu, küçük-büyükbaş hayvanlar, tavşanlar, kuşlar. Ülkemizde
deve kuşu olmadığını varsayarsak, tavşanlar ve kuşlar kritik burada.
Hayvanlar ölmüyor. Veterinerlik açısından böyle bir sorun söz konusu
değil. Köylü bu yüzden hayvanını kaybetmiyor ama hayvan rezervuar görevi
görüyor. Keneler, hayvanlara virüsü enjekte ediyorlar, hayvanların
kanında virüs dolaştıktan sonra başka keneler de bunu alıyorlar. Derken
bir kene bin kene olarak, çoğalarak bunu başka yerlere taşıyorlar.
Hayvanlardan keneleri temizlemeye çalışan insanlar, özellikle bu işlem
sırasında infeksiyon kapıyorlar. Hayvan teması dışında, bitkiler ile
temas ile, hatta kenelerin toprakta bulunması nedeniyle insanlar
kenelerden etkilenebilirler.
• Kuş gribi sonrasında kanatlı hayvanların
itlaf edilmesinden sonra kene sayısının arttığı ileri sürülüyor. Bu
konuda ne dersiniz?
Evet böyle bir söylenti var ama
inandırıcılığı çok güçlü değil. Enfeksiyonun yayılması daha çok
sıcaklığın artmasına ve buna bağlı olarak kene sayısının artmasına
bağlı.
• Şimdi isterseniz Türkiye’deki duruma
gelelim. Türkiye’de nerede ve nasıl görüldü?
Türkiye’de ilk kez 2002 yılında Tokat’ta
görüldü. Ama ilk tanı 2003’te konuldu. Tokat, Sıvas, Yozgat illeri
vakaların yüzde 85’inin toplandığı illerdi. Daha sonra, Çankırı,
Gümüşhane, Trabzon yöresi ve Kastamonu eklendi.
• Olgular giderek artırıyor mu?
Son beş yıl içinde hasta bildirimlerinde
ciddi bir artış gözlendi, 2002 ve 2006 yıllları arasında 1103 olgu
bildirildi ve bu olguların 59’u (%5) kaybedildi. 2007 yılında 717 kişi
hasta oldu ve 33 kişi öldü. 2008 yılı Haziran ayı itibariyle ise olgu
sayısı 400’e yaklaştı, 30 ölüm var. 2008 yılında beklenen olgu sayısı
800 civarında. Hastaların artışında henüz çan eğrisinin çıkan
ayağındayız. Çan eğrisinin bir de inişi olmalı ama bu inişe henüz
geçemedik.
• 2002’de ilk kez görüldü, 2003’te ilk kez
tanı konuyor. Peki 2002’deki vaka nasıl belirlendi?
2002’de tanı konmadı. 2003’te kondu ilk
tanı Türkiye’de. Yani, ciddi bir gecikme var tabii ki.
• O zaman 2002’deki vakanın bu olduğunu
biz 2003’te tanıyı koyduktan sonra, geriye dönerek anladık öyle mi? O
zaman bunun daha da geriye dönük olması ya da kaydedilmemiş vaka olması
ihtimali var mı?
Bu konuyu uluslararası platformda hep
tartışıyoruz. Acaba daha önce de vakalar vardı da atlandı mı diye.
Özellikle yabancı meslektaşlarımız bu soruyu bizlere yöneltiyorlar. Ama
bu hastalık öldürücü bir hastalık olduğu için atlamak çok kolay değil.
Mesela 1999’da olsaydı muhtemelen dikkatimizi çekerdi. 2001’de şüpheli
bir takım olgulardan söz ediliyor ama 2002’de kesin vaka var. İranlılar
bize diyorlar ki, oluyordu ama siz atlıyordunuz muhtemelen. Biz de, bu
şekilde kanamayla birlikte gelen dikkat çekici ölümler olsaydı, bu bir
şekilde dikkat çekerdi, atlanmazdı diyoruz.
• Hastalık mevsimsel mi seyrediyor?
Evet. Nisan ayında başlıyor ve Ekim ayına
kadar sürüyor.
• Bunun nedeni nedir?
Keneler. Kenelerin yaz mevsiminde daha
yoğun olması. İnsanların açıkta çalışmaları. Soğukta keneler donuyorlar.
Ve donunca inaktif oluyorlar. Kış aylarında söz konusu değil. Kenelerin
aktif olması için artı 5 derece sıcaklığa ihtiyaç var. İşte küresel
ısınmanın etkisi var mı diye düşünmemizin nedeni bu. Örneğin Nisan ayı
çok kritik. Nisan’da başlıyor bu vakalar. Nisan ayında sıcaklıklar son
zamanlarda artıyor da o nedenle kene popülasyonu daha mı erken hareket
ediyor gibi bir soruyla yaklaşıyoruz.
• Peki kene popülasyonunun artışını
etkileyen sıcaktan başka faktör var mı? Örneğin; pislik, vs?
Sıcaktan başka; doğrudan pislikle
bağlantısı kurulamayabilir ama bir ekolojik denge ürünü. Kendi haline
kalan ekolojik ortamlarda kene nüfusunda bir artış görüyoruz. Böyle bir
etkisi oluyor.
• O zaman şöyle düşünemiyoruz: Tarım ve
hayvancılığın yoğun olduğu yerlerde ya da kırsal bölgelerde görülüyor
diye bir genelleme yapamıyoruz öyle mi?
Evet. Burada bir de şu var. Bu kene
türünün olduğu yerlerin belirli özelliği var. Daha sulak ve daha nemli
yerler. Avrupa’da hakim olan Ixodes türü keneler daha da nemli ortamda
bulunuyor. Bu kene türünün özellikle böyle değişik iklimsel şartlarda
üremesi söz konusu. Karadeniz’in güneyi, İç Anadolu’nun kuzeyi.
• İnsanlar korunmak için neler
yapabilirler?
Keneleri tamamen yok etmek mümkün değil ya
da çok zor. Aslında ekolojistlerin söylediğine göre doğru da değilmiş
bu; bunun da bir dengesi var çünkü. Keneler sadece hayvanlarda değil,
çalılıklarda, bitkilerin üzerinde de bulunabildiği için yok etmek çok
zor. Bunun için doğayı tahrip etmeniz gerekir, ve ekolojik denge
bozulabilir. Bu durumda asıl mesele keneden korunmak. Özellikle endemik
bölgelerde keneden korunmamız gerekiyor. Bu bölgelerde bulunanlar
vücutlarını tamamen örtmeliler, keneleri temizlemeye kalkmamalılar,
herhangi bir belirti gördüklerinde ise hemen doktora başvurmalılar.
- Burada hekimlerin yapması gerekenler
neler?
Yapılabilirse tam kan sayımı ile basitçe
ön tanı konabilir, trombosit sayısı, beyaz küre, bunlarda düşüklük varsa
hemen daha büyük bir merkeze sevk edilebilir, kanamayı beklemeden. Daha
büyük merkezlerde biyokimyasal testlerle de tanıya doğru gidiyoruz. Asıl
tanı Hıfzısıhha’da konuyor, oraya serum gönderiyoruz. Ve tedavi
açısından da gerekli kan ürünleri desteklerini sağlıyoruz. Tek antiviral
ilaç ribavirin. Ribavirin özellikle hastalığın ilk evresinde etkili ama
hastalığın geç evresinde pek de etkili değil.
- Aşısı var mı?
1974 yılında Bulgarlar bir aşı yaptılar ve
uyguluyorlar. Ama çok etkin bir aşı değil. Sadece Bulgaristan’da
uygulanıyor. Pasif bağışıklamaya dayanan bir aşı. Ancak Bulgar
meslektaşlarımızdan bu konuda ayrıntılı bilgi alamadık.
- Bir sonraki senenin olgu sayısı
hesaplanabilir mi?
Olgu sayılarınının nasıl seyredeceğine
dair düşünülmüş tahminler ileri sürülebilir. Bu amaçla etkenin
çoğalmasını ve yayılmasını matematiksel modeller oluşturulabilir.
Ülkemizdeki KKKA olguları için böyle bir çalışma yapılmamıştır.
Hastalığın 2002 yılından itibaren başlayan salgın eğrisini dikkate
aldığımızda olguların seyri hakkında fikir ileri sürebiliriz. Bu
durumda, bu yıl olgu sayısı en az 700 dolayında olacaktır.
- Hastalanan hekim oldu mu?
Hastalanan hekimler ve hemşireler oldu
oldu. Bugüne kadar yaklaşık 15 sağlık çalışanı KKKA enfeksiyonuna
yakalandı ve 2 kişi kaybedildi.
- Risk grupları nasıl korunacaklar?
Sağlık çalışanları enfeksiyonu hastaların
kan ve vücut sıvılarından alıyorlar. Hastanın kan ve vücut sıvılarına
temas ederken, evrensel bariyer önlemleri dediğimiz önlemleri almak
gerekiyor mutlaka. Eldiven, maske ve uzun önlük kullanmak gerekli. Hava
yoluyla bulaşması gösterilmiş değil literatürde. Bizim hemşire
arkadaşlarımıza böyle bulaştı. Hastayla bu şekilde şüpheli teması olan
sağlık çalışanları mutlaka dikkatle izlenmeli. Ve belli laboratuvar
testleri ile takip edilmeli. İlginç olarak hastane bulaşı olan bir
zoonozdan söz ediyoruz.
Not:
*Doç Dr.Önder Ergönül: Harvard
Üniversitesi, Halk Sağlığı Okulu’nda Halk Sağlığı alanında yüksek lisans
yapan Ergönül, çalışmalarını dünya literatürüyle birleştiren kapsamlı
bir derleme yazısı Lancet Infectious Diseases (EF=10.5) dergisinde
yayınlandı. KKKA Tedavisi üzerine olan bir diğer derleme yazısı ise
Antiviral Research (EF=3) dergisinde yayınlandı. Dr.Ergönül, Kırım Kongo
Kanamalı Ateşi konusunda dünyadaki ilk ve tek kitabın editörüdür (Crimean-Congo
Hemorrhagic Fever: A Global Perspective, Springer, 2007). Kırım Kongo
Kanamalı Ateşi alanında halkı bilgilendirici çalışmaları nedeniyle Türk
Tabipleri Birliği tarafından 2007 yılında Prof.Dr.Nusret Fişek Halk
Sağlığı Bilim Ödülü verildi.
** Dr.Ergönül yanıtlarında Prof.Dr.Ayşen
Gargılı, Doç.Dr.Zati Vatansever, Uz.Dr.Kenan Midilli’nin katkılarından
yararlandığını belirtiyor.
KUTU:
EFSANELER (Pseudo-hipotezler), YANLIŞLAR
VE DOĞRULAR
1. Efsane: “Keklikler keneleri yedikleri
için etkili bir araç olarak kullanılmalı ve doğaya salınmalıdılar” Tarım
Bakanlığı bu amaçla çok sayıda keklik üretildiğini açıklamıştır.
Yanıt ( Doç.Dr. Zati Vatansever): Doğada
kene yumurtalarını tüketebilecek bazı predatörler (avcı böcekler) var.
Hatta bir çok kuş türü konak arama durumundaki erişkin keneleri
yiyebilmektedir. Ancak, bunların hiç biri kene populasyonunu kontrol
edecek kadar etkili değildir ve günümüzde kenelere karşı predator veya
kuş kullanılması ile ilgili hiç bir rasyonel/bilimsel eğilim yoktur. Bir
de söz konusu kene, KKKA’nın taşıyıcısı Hyalomma marginatum olduğunda,
durum daha da karışık hal almaktadır. Bu kenenin larva ve nimf dönemi
öncelikli olarak hindi, keklik ve karga gibi yerden beslenen kanatlılara
tutunmayı tercih eder. Bu nedenle, bu gibi hayvanlar keneyi tüketmenin
aksine, bu kenenin sayısal artışında rol oynarlar. Daha da çarpıcı olanı
ise, yaptığımız çalışmalarda keklikler üzerinden topladığımız Hyalomma
marginatum’ların (doymuş nimf olarak toplanıp aç erişkin haline
getirildi) Kırım-Kongo Kanamalı ateşi virüsüne de rastlamış olmamızdır.
Bu da, keklik ve benzeri yerden beslenen kuşların kene sayısının artışı
yanında, hastalığın yayılışına da katkıda bulunabileceği olasılığını
ortaya koymaktadır. Durum böyleyken, herhangi bir ön araştırma yapmadan,
Hyalomma marginatum’un bulunduğu alanlara keklik salmak, çok riskli bir
girişim olabilir.
2. Efsane: “Karıncalar keneleri yedikleri
için bol miktarda doğaya salınmalıdırlar”
Yanıt (Dr. Kosta Y. Mumcuoglu): Doğanin
her yerinde bulunan karıncalar ozellikle kenelerin en büyük
düsmanidirlar. Israil’de yaptigimiz bazı arastirmalarda bitkilerin
ustunde konaklarinin oradan gecmesini bekleyen Rhipicephalus sanguineus
ve R. turanicus’un karınca kolonilerinin ve yollarının bulunduğu
bölgelerde cok daha nadir oldugunu gozledik. Ancak butun bu biyolojik
ajanlarin kene populasyonlarinin ustunde buyuk ve kalici bir etki
yaptiklari dusunulemez. Cok sayidaki konagin paraziti olabilen keneler,
butun bu patojenlere ragmen degişik biyotoplarda ve buyuk sayilarda
gorulmektedirler.
3. Efsane: “Keneyi çıkarmak için üzerine
sıvı sabun dökün”, “bir parça pamuğu top haline getirin ve üzerine sabun
dökerek tamamen sabun ile kaplanmasını sağlayın, 15-20 saniye sonra
kendiliğinden çıkar”
Aşağıdaki bilgi internette dolaştı, bazı
gazetelerde yer aldı, ancak doğru bir yöntem değildir.
4. Efsane: “Tavukların kuş gribi nedeniyle
itlaf edilmeleri, KKKA salgınının ilerlemesine neden oldu”
Yanıt: Hayır. İtlaf edilen tavuk ve
kanatlılar ev tipi yetiştiricilik şeklinde bahçelerde veya çiftliklerde
bulunmaktaydı. KKKA’nın vektörü olan Hyalomma marginatum ise doğal yaşam
alanlarında, ormanlık bölgeler ve komşu tarım alanlarında yayılırlar. Bu
nedenle itlaf edilen kanatlıların bu kenelerin yaşamı üzerinde etkin bir
rolü olamaz.
5. Efsane: “Terörist gruplar, kaçak
hayvanlarla İran veya komşu ülkeler yoluyla virüsü soktular”
Doğru değil. Çünkü, Türkiye’de saptanan
virüs türü, İran türlerine uzak. Balkan ve Güney Rusya türlerine yakın.
6. Efsane: “Yabancı istihbarat örgütleri
biyoterör ajanı olarak havayolu veya başka bir yolla keneleri Anadolu
topraklarına serptiler”
Elde hiçbir kanıt yok.
7. Efsane: “Rusya ve Balkanlardan ithal
edilen tomruklarla gelen kenelerle girdi”
Doğru değil. Tomruk ithali çok önceden de
vardı.
8. Efsane: “Ukrayna (Kırım Ukrayna
sınırlarında), Balkanlar ve Rusya’dan gelen ve fahişeliğe zorlanan
kişiler getirdi”
Kenelerin insandan insana bulaşı
bildirilmedi.
9. Efsane: “Küresel ısınma sonucu hastalık
yayıldı”
Küresel ısınma kolaylaştırıcı faktörlerden
sadece biri olabilir. Biyolojik ortamdaki değişmeler ve virüsün göçmen
kuşlarla Anadolu’ya gelmesi en geçerli açıklamadır.
10. Efsane: “Etlerle bulaşabilir”
Dünya literatüründe bu yönde hiçbir kanıt
yok.
11. Efsane: “Avusturya ve Almanya’da aşısı
bulunmaktadır”
Kenelere karşı aşı yoktur. Ancak,
kenelerin taşımakta oldukları ajanlara karşı aşılar olabilir. Sözü
edilen aşı, kene kaynaklı ensefalite karşı yapılan aşıdır. KKKA virüsüne
karşı hiçbir etkisi yoktur. Bu nedenle, Avusturya ve Almanya’ya giden
vatandaşlarımız bu aşıları Anadolu’daki yakınlarına önermemelidir.
Çerçeve içinde yer alacak şekilde:
Keneler hakkında Ne Biliyoruz?
Prof.Dr.Ayşen Gargılı
Dünya üzerinde 889 tür kene bulunur, bu
türlerden 30 kadarı insanda hastalık yapan etkenler taşırlar. Ülkemizde
ise en yaygın olarak Hyalomma, Rhipicephalus ve Ixodes türleri bulunur.
Bu türler farklı coğrafyalarda farklı oranlarda bulunurlar.
Kenelerin vücut yapıları böceklerde
farklıdır. Yaşam döngülerinde larva, nimf ve erişkin olmak üzere farklı
büyüklüklerde olan formları vardır. Yaşamları süresince 1-3 konak
kullanabilirler. KKKA’nın vektörü olan H.marginatum iki konaklı bir
türdür.Aç larva olarak tutunduğu ilk konağı doymuş nimf olarak bırakır.
Bu dönemde tavşan, kirpi ve yerde beslenen kuşları tercih ederler.
Toprakta bir aya yakın bir sürede gömlek değiştirip, aç erişkin olur ve
ikinci konağa tutunurlar. Bu dönemde ise sığır, koyun, at, yaban domuzu
ve tesadüfi olarak da insanlara tutunurlar. İnsanlara tutunan erişkin
keneler 2 hafta kadar süreyle kan emip doyarlar. Virüsü bu sürede
bulaştırırlar. Tutundukları andan sonra saatler içinde virüsü bulaştırma
olasılığı vardır. Doymuş keneler tekrar toprağa düşerek yumurtalarını
bırakırlar.

İklim ve
bitki örtüsüne göre H. marginatum türlerinin yerleşebileceği yerler
(Zati Vatansever, ve ark. In: CCHF. Ergonul &
Whitehouse, Springer, 2007)
CUMHURİYET BİLİM TEKNOLOJİ EKİ
27
HAZİRAN 2008
.jpg)
BASIN YAYIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜDÜRLÜĞÜ
Haber
Arşivi |